Kullanıcı girişi

Son yorumlar

Son Konular

- Selimiye Camii'nin Esrarı
- TARSUS:Elektrikle Aydınlanan İlk Şehir
- Tarihte İlk Eczane Müslümanlarca Kurulmuştu
- Fransa'da Endülüs Tarafından Fethedilecekti
- Alay Beyi Nedir ve Kimlere Denir?
- Sıfır rakamını kim buldu?
- Hücre ve Doku Tutkalı
- Muhteşem Süleyman
- Fen ve Teknoloji Dünyasından "Hızlı Trenlerdeki Yeni Gelişmeler"
- Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın İdamı (25 Aralık 1683)
- 21.yüzyılın teknolojisi:Biyoteknoloji
- Kırım'ın Elden Çıkması
- Bosna'nın Bağımsızlığını Kazanması (Mart 1992)
- Mikro alemde yolculuk: Nanoteknoloji
- Necatigil’in kendi sesinden şiirler
- Bilim adamları, dişeti hücrelerinden diş üretti
- Avrupa'da istihdam sorununa çare aranıyor
- BDDK'dan Basel III için bir adım daha
- ÖSYM'NİN YAPTIĞI AÇIKLAMA
- 2100 tarihinde neler olacak işte tahminler
- Rahiplerin müslüman avı
- ABD TAM 70 MİLYON KIZILDERİLİYİ KATLETTİ
- “NUSRET“ LE GELEN NUSRET
- 18 MART ZAFERİNİN BİLİNMEYEN YANLARI
- İSİM İLE MÜSEMMÂ BİR MUALLİM:MUALLİMNÂCİ
- HAMDULLAH SUPHİ ANLATIYOR
- Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler
- Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler
- ULEMA+ORDU+PÂDİŞAH=OSMANLI DEVLETİ
- GENTİLE BELLİNİ KİMDİR?
- BENZET; AMA ASLÂ BENZEME
- MUŞTAK BABA VE ANKARA'NIN BAŞŞEHİR OLUŞU
- BÜTÜN İLİMLER KUR'AN'DA MEVCUTTUR
- Geometri biliminin tarihi gelişim süreci
- Bilim Tarihi
- MALZEMEDEN ÇALANIN CEZASI
- ÇAKA BEY
- MEŞHUR CERRAHLARDAN ZEHRÂVÎ
- MİSAK-I MİLLÎ HUDUTLARI
- Osmanlı Alimlerinden Molla Hüsrev

Kimler çevrimiçi

Şu an 0 users ve 0 guests çevrimiçi.

Rahiplerin müslüman avı

Burma’da rahipler tarafından gerçekleştirilen katliam sonucu birçok kişi hayatını kaybetti.

Son dönemlerde radikal rahipler tarafından müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliamlar sonucu 250 kişi hayatını kaybetti. 1942 yılında müslümanlara yönelik gerçekleştirilen katliamın sonucunda 100 bin müslüman öldürülmüştü. Son dönemlerde müslümanlara yönelik saldırıların arttığı burmada Radikal Budist El mag militanlarının yaptığı saldırılar sonucu olarak ilk belirlemelere göre 250 müslüman hayatını kaybetti.

Katliam’ın gerçekleştirildiği bölge olan Arıkan bölgesinde, Radikal Budist El mag militanları tarafından 20′den fazla köy ve 1600 ev harap edildi. Burma güvenlik güçlerinin, Radikal Budist El mag militanları’nın gerçekleştirdiği saldırıları karşısında son derece aciz kaldı. Müslümanlara yönelik yapılan saldırılar sonucu birçok müslüman can güvenliği bulunmadığı için başka ülke ve bölgelere göç etme kararı verdi.

ABD TAM 70 MİLYON KIZILDERİLİYİ KATLETTİ

Dünyada en büyük soykırımı suçlusu Amerika Birleşik Devletleri'dir. Tam yetmiş milyon kızıl deriliyi katl ettiler

ABD TAM 70 MİLYON KIZILDERİLİYİ KATLETTİ

70 milyon insanı gözü kırpmadan, 65 milyon bizonuda sırf kızılderililer yiyor, yemesin aç kalsın diye ÖLDÜREN Bir inanç sistemi Tüm Dünyaya kendini demokrasi havarisi diye tanıtırken, kendisine karşı olan Her İNANCI da terörist olarak yaftalıyor....

KATLEDİLEN KIZILDERİLİLER GÖMÜLÜYORLAR
Tarih boyunca kendisine ait olmayan coğrafyalar üzerinde sayısız savaş ve çatışmanın mimarı olan ABD, kendi kanlı tarihini ve soykırımlarını unutmuş gibi görünüyor. Ama tarih unutmuyor. Bu kanlı tarihin sayfalarını açtığımızda, karşımıza ilk olarak Kızılderili katliamı çıkıyor. Kristof Kolomb’un 1492 tarihindeki keşfinden hemen sonra başlayan Kızılderili katliamı, yerli halkın tabi tutulduğu soykırımın adıdır. O tarihten 1886 yılına kadar süren katliamda, 70 milyon Kızılderili ortadan kaldırıldı.

İlk biyolojik silah

“NUSRET“ LE GELEN NUSRET

Çanakkale Boğazı’na Almanlar 377 mayın döşemişlerdi. Fakat İtilaf kuvvetlerinin mayın tarama gemileri, bu mayınları temizlemişler ve gemilerinin rahat bir şekilde Boğaz’dan geçebileceği raporunu merkezlerine iletmişlerdi.

Çanakkale müstahkem mevkii komutanı Cevat Paşa sıkıntılı bir şekilde Mecidiye, Namazgah ve Hamidiye tabyaları arasında mekik dokuyordu. Karargahına gelip, tahta masasına oturduğunda , yorğunluktan gözleri kapandı. Bu kısa uyku esnasında bir rüya görmüştü.

Rüyasında “ Denizin üstüne bak “ deniyordu.

Denize baktığında, bir nur halesi görmüş, nur içinde de bir Vav ve Kef görmüştü. Heyecanla uyanmıştı. Soğanlıdere ve Baykuş tabyalarını teftiş için kalktı. Yolu üzerinde, kızının mezarına uğrayıp dua ederken nurani yüzlü bir zat ile karşılaştı.

O Zatın “ Bir derdin mi var evladım? “ sorusu üzerine gördüğü rüyayı anlattı.

18 MART ZAFERİNİN BİLİNMEYEN YANLARI

1915 yılı 18 Martının perşembe günü. Tarihimizin en azametli zaferinden birisini kazandığımız Çanakkale muharebelerinin ilk perdesini o gün, kapatmıştık.

Bu zaferden 1 ay bir hafta sonra, Çanakkale Boğazı'ndan defedeceğimiz müttefik donanması, bu kez Çanakkale'nin kara savaşlarına başlayacaktır. Onu da kazanacağız. Ama bu, hüzün dolu bir destandır ki, anlatmaya dil varmaz.

Keşke Çanakkale'yi yaşamamış olsa idik öyle ya, Osmanlı, 20 milyon kilometrekarelik bir devlet iken. Peşte'yi Belgrad'ı Bağdat'ı Tunus ve Cezayir'i kaybedebilirdi Ama Çanakkale'yi... İslâm hilafet merkezinin ve devletimizin başşehrinin ikiyüz kilometre ötesindeki Çanakkale'yi..? Bu olmamalı idi. İstanbul'un burnunun dibindeki Çanakkale'yi müdafaa etmek Korunda kalmıştık. Çanakkale'den çok uzaklarda olmalı idik. "Hüzünlü destan" deyişimizin sebebi budur. Demek ki, bitiyorduk.

İSİM İLE MÜSEMMÂ BİR MUALLİM:MUALLİMNÂCİ

Asıl adı Ömer olan Muallim Nâci merhûm, İstanbul'da doğmuştur. Yedi yaşında babasını kaybedince, Varna'ya dayısının yanına gider. Orada medrese tahsili yanında hususi dersler de alarak Batı dillerini de öğrenir.

Gençlik yıllarında doğduğu yere yani İstanbul'a tekrar gelir... Ve kendini matbuat içinde bulur. Çok geçmeden kalemiyle meşhur olur. Başta kayınpederi Ahmet Mithat Efendi'nin gazetesi Tercümân-ı Hakîkat olmak üzere, birçok gazetede yazarlık yapar.

Nihayet kendisi Mecmua-i Muallim'i çıkarıp başlıbaşına bir edebiyat mektebi hükmünde icraatta bulunur. Bu arada Galatasaray Sultanîsi'nde, Hukuk ve Mülkiye mekteplerinde hocalık da yapmaktadır. Ne var ki, ömrü kısa sürer ve en velûd olduğu çağında vefât eder.

Ali Ekrem Bey onun vefâtına bir tarih kıt'ası yazar ki, her cümlesi mahz-ı hakikattir:

"Yine bir kevkeb ufû eyleyerek,
Oldu muzlim edebin minhâcı,
Geldi bir devr-i mâtem şiire,
İrtihâl etti Muallim Nâci!"

HAMDULLAH SUPHİ ANLATIYOR

Hamdullah Suphi Tanrıöver (1885-1966), 1920'de ilk TBMM'ne Antalya milletvekili olarak girdi. Aynı yıl ilk İcrâ Vekilleri Heyeti'nde, maârif vekilliğine getirildi. 1923'de TBMM'ne İstanbul milletvekili olarak katıldı. 1925'te ikinci kez maârif vekilliği vazifesinde bulundu. 1927'de yeniden İstanbul milletvekili seçildi. 1935'te Bükreş büyükelçiliğine tayin olundu. (Ana Britannica, 20/383) Büyükelçilik yaptığı yıllara ait bir hâtırasını şöyle anlatıyor:

"Yugoslavya'nın üç büyük şâirinden birisi Bükreş'te büyükelçi olarak vazife gördü. Sekiz ay uğraştım, onu İstanbul'a getirdim. Kalbinden biraz hasta idi. Maksadım, İstanbul'un güzelliklerin göztererek, eşsiz âbidelerini tanıtıp, sihir ve füsûnu önünde şâirin kalemini memleketimin lehinde kullandırmak, bir şiir yazdırmaktı.

Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler

3 Kasım günü îlan edilen "Tanzîmat Fermânı"ndan hemen sonra bir "Fermân-ı Âlî"yayınlamış, daha sonra da iki yıl önce Sultan Mahmut döneminde mer'iyete konan 1254 (M. 1838) tarihli ceza kanununu ilgâ eden yeni bir ceza kanunu çıkarılmıştır.

Gülhâne Fermânı'nda da, zeyli gibi çıkarılan Fermân-ı Âlî'de de, Osmanlı Devlet yapısındaki esas mefhumların maksatlı bir şekilde kargaşaya getirilmiş olması enteresandır.

Bu sebeple "yerli bilim adamlarımıza" göre de;

Tanzimat Fermanı ve Bazı Gerçekler

3 Kasım günü îlan edilen "Tanzîmat Fermânı"ndan hemen sonra bir "Fermân-ı Âlî"yayınlamış, daha sonra da iki yıl önce Sultan Mahmut döneminde mer'iyete konan 1254 (M. 1838) tarihli ceza kanununu ilgâ eden yeni bir ceza kanunu çıkarılmıştır.

Gülhâne Fermânı'nda da, zeyli gibi çıkarılan Fermân-ı Âlî'de de, Osmanlı Devlet yapısındaki esas mefhumların maksatlı bir şekilde kargaşaya getirilmiş olması enteresandır.

Bu sebeple "yerli bilim adamlarımıza" göre de;

ULEMA+ORDU+PÂDİŞAH=OSMANLI DEVLETİ

Cemil Meriç'ten tesbitler

"Kanunî'nin bir kanunu var; herkesi toplar ve üzerine yemin ettirir, başta kendisi olmak üzere.. Pâdişah şeriatın uygulayıcısıdır. Şeriatı bilen pâdişahın üstündedir, o da ulemâ. Ulemâ da işlerini askere orduya dayanarak yapar.

"İmparatorluk; 1. Ulemâ, 2. Ordu, 3. Padişah'tan teşekkül eder. Ordu yıkılınca muvazene bozuldu.

"Türkiye'nin en vahim hâdisesi. Yeniçeriliğin ılgâ-sıdır. Cevdet Paşa'ya tarih yazdırılır. Fakat Cevdet Paşa kurnaz ve akıllıdır. Yeniçerilik ilgâ edilmeliydi, der. Tarihi de zaten 1826'ya kadar yazar. Ondan sonrası yoktur. Sebep? Açık. Osmanlı yok artık.
"II. Mahmud'un ordusu milli değildi. III. Selim'den sonra tıbbiye, harbiye Fransızlar'ın elindedir. Hâriciye de ingilizlerin eline geçmişti.

"Bunu ben 55 yaşından sonra görebildim. Bize ilk mektepten üniversiteye kadar Yeniçeri kaldırılmalıydı, diye okuttular. Yeniçeri kokadır diye yutturdular. Bir İmparatorluk birden ölmez.

GENTİLE BELLİNİ KİMDİR?

Gentile Bellini, İtalyan kökenli (Venedik'li) dünyaca meşhur bir ressamdır.

Rönesans dönemi Venedik ekolünün mühim temsilcilerinden olan bu ressam, 1479'da Fâtih Sultan Mehmed Hân (k.s.) tarafından Osmanlı sarayı için talep üzerine İstanbul'a gönderilmiştir.

Bir seneyi aşkın bir süre İstanbul'da kalan Bellini, burada Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın meşhur II. Mehmed isimli portresini yapmıştır.

Aslı Londra Ulusal Galerisi'nde bulunan bu resim, daha sonra Fausto Zonaro tarafından daha büyük boyda kopye edilmiştir.

Fausto Zonaro da 1854'te Padova'da (İtalya) doğmuş mühim bir ressam olup, 1891'de İstanbul'a gelmiştir. Yaptığı resimler çok beğenilince, padişah II. Abdülhamid Han rahmetullâhi aleyh'in Ressâm-ı Hazret-i Şehriyârisi olmuştur.